Çeşme, Cinci Han Sk. No:10, 78600 Safranbolu / Karabük Tel : (0370) 712 06 90

Online Rezervasyon

Safranbolu’da 1590-1610 tarihleri arasında doğan Hüseyin Efendi, o bölgenin ileri gelenlerinden Vâiz Şeyh Karabaş İbrahim Efendi’nin torunu, Şeyh Mehmed Çelebi’nin oğludur. İlk eğitimini babasından almıştır, edindiği ilk sihir ve efsun ile ilgili bilgiler yine babasındandır. Sonrasında daha iyi bir eğitim alabilmek için İstanbul’a, Süleymaniye medreselerinden birine gitmiştir. Burada kuvvetli nefesi ile tanınmaya başlamıştır. Hocasının İzmir kadılığına tayini üzerine geçimini hastalara dualar okuyup şifa dağıtarak sağlamaya başlamıştır ama bir yandan da efsun ve sihir işlerine olan ilgisini kaybetmemesi, bu işlerle uğraşması yeni hocası ve diğer müderrisler tarafından hoş karşılanmadığından medreseden mezun olamamıştır. Fakat bu konudaki şöhretinin yayılmış, hatta saraya kadar ulaşmış olması tüm hayatını değiştirmiştir. O dönemde psikolojik rahatsızlık geçiren Sultan İbrahim’in tedavisi için Valide Kösem Sultan tarafından saraya çağrılmıştır. Erkek kardeşleri IV. Murat tarafından öldürüldüğü için, şehzadelik döneminde kafes hayatı yaşamış olan Sultan İbrahim 25 yaşında padişah olduğunda o güne kadar yaşadığı korkular sebebi ile ağır psikolojik rahatsızlıklar geçiriyordur. Kösem Sultan’ın çağrısı üzerine saraya gidip tesirli dualar okuyarak padişahın içsel rahatlamasını sağlaması ile Hüseyin Efendi’nin şöhreti tüm ülke çapında duyulmuştur. Padişah bu olay sonrası Cinci Hoca Hüseyin Efendi’den büyük iltifatla bahsedip, ikameti için Madmud Paşa Camii yanına bir saray inşa etmiştir. Medrese eğitimini bile tamamlamamış olmasına rağmen Hüseyin Efendiyi Süleymaniye medreselerinden birinin müderrisliğine getirmiştir. Çok geçmeden padişah hocalığına ve Galata kadılığına tayin edilmiştir. Padişahın emri ile eski Anadolu kazaskerli Karaçelebizâde Mahmud Efendi’nin kızı ile evlenmiştir. Kendine rakip gördüğü Kemankeş Mustafa Paşa’yı katlettirdikten sonra nüfusu iyice artmış, Anadolu Kazaskerliğine getirilmiştir, Galata kazası da arpalık olarak üzerine kalmıştır. Bir süre sonra hakkında çıkan rüşvet ve suiistimal dedikodularının saraya kadar ulaşması sonucu kazaskerlikten alınmış, ikameti için yapılan saraydan çıkarılmış ve İzmit’e sürülmüştür. Birkaç gün sonra İstanbul’a dönmesine izin verilse de bu defa da Gelibolu’ya sürülmüştür. Geçen 10 günün sonunda Sultan İbrahim’in izniyle yeniden İstanbul’a dönmüştür ama bir süre sonra padişahın tahttan indirilip öldürülmesi üzerine destekçisiz, koruyucusuz kalmıştır. IV. Mehmed tahta çıkması sebebiyle kapıkulu askerlerine verilecek bahşiş için kendisinden 200 kese akçe istemiştir fakat Hüseyin Efendi parası olmadığını öne sürerek istenilen meblağı ödemeye yanaşmamıştır. Durumun kötüye gittiğini anlayan Hacı Nûrullah’ın uyarısı üzerine ayarı düşük, eksik, silik paraları ve kırık altınları ayırıp bir miktar vermeye razı olmuştur. O dönemin veziriazamının emri üzerine evi basılmıştır, paniğe kapılan Cinci Hoca Hüseyin Efendi dama çıkmış, altı metre yükseklikten atlayarak komşusunun evine sığınmıştır ama burada da yakalanmış feci şekilde dövülerek sadrazamın huzuruna götürülmüştür. Sadrazam tarafından yeniden istenilen 200 kese akçeyi vermek istemeyince hapsedilmiştir. Hapisteyken veziriazama kendisini yeni padişaha hoca yaparsa kendisine 100 akçe verebileceğini bildirmiştir ama bu teklifi de kabul görmemiştir. Evine yapılan aramada bohçalar, sandıklar dolusu altın ve mücevherler, elliden fazla samur kürkü bulunmuştur. Rüşvet ve suistimal dönemi iyice araştırılmış, padişahtan aldığı hediyelerle paralar hesaplanmış nakit varlığının 3000 keseden fazla olduğu anlaşılmıştır. Hapiste yapılan işkenceler ve ölüm tehditleri üzerine paraların bulunduğu yeri söylemiştir. Gerçekten on iki güğüm çil akçesiyle 70.000 kuruşunun bulunduğu görülmüştür. IV. Mehmed’in tahta çıkma bahşişi için dağıtılan bu paralar bir süre halk ağzında ‘’cinci akçesi’’ adıyla dolaşmıştır. Bir süre daha hapiste yattıktan sonra manevi gücünden çekinildiği için Habeş eyaletine bağlı İbrim sancak beyliğine tayin edilmiştir. Ancak yolda daha Mihaliç’e vardığında Gut hastalığının şiddetlenmesi üzerine orada kalmasına müsaade edilmiştir. Bir süre sonra İstanbul’a dönmesine izin verilse de döndüğünde mal ve paralarının haksız yere alındığı yolunda ileri geri konuşması ve Sultan İbrahim’in kanını dava amacıyla çıkan ayaklanmaya katılması üzerine sarayda rahatsızlığa sebep olmuş, Ekim 1648 yılında Limnili Hüseyin Çavuş tarafından öldürülmüştür.
Ölümünden 3 yıl önce memleketi olan Safranbolu’ya  şimdi Cinci Han Otel olarak kullanılan binayı, dönemde han olarak kullanılması için inşa ettirmiştir.